Franz Joseph Haydn

30/8/2007 -Kategori: Avusturyali Besteciler

(31 Mart veya muhtemelen 1 Nisan 1732 yılında Rohrau’da doğmuş, 31 Mart 1809 yılında Viyana’da ölmüştür).

 

Ona vaktiyle “Haydn baba” derlerdi. Bununla, Avusturya’nın Burgenland eyaletinden bir arabacı ustasının oğlu olan ve devrinin müzik aleminde en yüksek bir otorite haline gelen kompozitöre karşı beslenen derin sevgi ifade edilir. Fakat bu tabir gerçek duruma tamamen uygun değildir ve yanlış telakkilere sebep olabilir. Çünkü bu söz ancak “Hilkat” ve “Mevsimler” oratoryalarını, Londra senfonilerini ve son oda müziği eserlerini yaratan ihtiyar Haydn için söylenebilir. Ihtiyarlıktaki olgunluk çağından önce bir de gençlik ve erkeklik çağı olduğu çok defa unutulur. Budan dolayı Haydn’ın tarihi oluşuna yeteri kadar önem verilmez. Halbuki eriştiği gelişme, Bach devri zihniyetinden ayrılan bir dünyanın cereyanları içinde temelini attığı bir stilin sonucu olmuştu. 23 yaşında iken henüz “Divertimento” adını taşıyan ilk yaylı sazlar kuvartetini yazdığı gün, dört sene sonra ilk senfonisini bitirdiği gün kadar tarihi önem taşır.

Henüz bir Haydn külliyatı mevcut değildir. Aklın almıyacağı zenginlikte olan eserlerinin sayısını ve şümül sahasını kesin olarak tanımıyor ve tayin edemiyoruz. Fakat bilinen eserleri son derece geniş bir rayatma kudretini göstermeye yeter. Aralarında o zamanki bir müzisyenin zevk aldığı ve kendini ifade edebildiği nevilerden hiçbirisi eksik değildir. Opera ile müzikli piyes, kukla, komedyalar ve dramlar için sahne müziği, oratoryo ile kantat, şarkı ve oda müziği, her cins konser müziği ve senfonik eserleri vardır. Şüphesiz aralarında bazı eserler alıştığımız “Haydn Tesiri” kalıbından farklı görünmektedir. Fakat İtalyan zevkine intibak eden (bazı dini eserler, operalar ve bu arada çok enfes olan “Aydaki Dünya” operası, gençliğinde yazdığı “Tobias’ın Avdeti” adlı oratoryo) veya en verimli devresinde Fransızca başlıklı senfoniler yazan besteci yine Hayd’ın kendisidir. Gelişmesinde “coşkunluk devri” tesirleri ve cüretli deneysel temayüller de tespit edilebilir. Bu durum, Bach’ın son senelerinde eser veren “müzik öncülerinden” ayrılarak kendine doğru, yani bizim tanıdığımız Haydn’a giden yolu gösterir. Daha sonra, hatta pek kısa zaman sonra gelen Beethoven’in ve onu takip edenlerin oda müziği ve senfonik eserlerini ihya eden bütün yenilikleri, teknik, stil ve muhteva bakımından Haydn meydana çıkarmıştır. Sönüp giden devirlerin kontrpuvan tekniğinin hatıralarıyla, en küçük teferruata kadar giden temlerin işlenme tarzını birleştirmek suretiyle senfoni, sonat ve oda müziğine asıl şeklini vermiştir. Böylece Haydn, öncülerin sezdiği ve işlediği formu gerçekleştirmiştir. Işte o zaman “ses sanatının Gellert’i” olarak sitayişle anılan “Viyana Klasiği” mes’ut, müreffeh, manen rahatlık ve sükunet içinde bulunan Haydn, Tanrı’ya şükrederek en iyi elbisesini giyip besteleme işine başladı. Bundan sonra “Tembal vuruşu ile” ve “Tembal tremolosu ile” gibi adlar alarak adeta popüler hale gelmiş olan senfonileri ve nevinin prototip örnek derecesine yükselen kuvartetlerini yarattı. Bu masum ve şefkatli ruh hali içinde, Handel’den ilham alarak iki meşhur oratoryosunu da terennüm etmiştir. Tabiiyat ilimleri, tabiatın muammasını bambaşka yollardan çözmeye kalkıştığı sırada Haydn kendine has çocukça saflığı ve imanı ile bu eserleri yarattı.

Evet, bu “Haydn baba” olabilir. Fakar yukarıda açıklandığı gibi Haydn’ın tam kendisi değildir. Çünkü çocuksu bir sevimliliğe ve neşeli tabiata sahip olan Haydn’ın yanında, derin ve geniş düşünceli bir Haydn da vardı. Lakin daha hayatta iken ebedi şöhret yolunda yürüyen bu insan daima kendi halinde kalmıştır. Macaristan hududuna yakın bir köyde doğan Haydn, sonat ve kuvartet bestecisi olarak kısa zamanda birçok kimselerin dikkatini çekti. Bohemya’daki Lukawitz’de saray mensupları muhitine girdi. Oradan, ücra bir kasaba olan Eisentadt’da sanatsever prens Esterhazy’nin hizmetine girdi. Burada çok mesut oldu. Prensin vefatından sonra onu burada tutan bir şey kalmadığı için Viyana’ya yerleşti. Ismi İngiltere, Fransa, İspanya’da tanınan bir kimse olarak iki defa İngiltere’ye gitti ve Londra’da Handel’in şöhretini kendi şahsiyetinde tazeledi. Bu seyahatlerin birinde Bonn’da genç Beethoven’e rastladı. Onu Viyana’ya gitmeye teşvik etti.

Kalıcı Bağlantı

Kaynak Linkleri

30/8/2007 -Kategori: Kaynaklar

Blog içeriği girerken yararlandığım kaynaklar:

beethovenlives.net

muzikkutusu.com

sourtimes.org

Kalıcı Bağlantı

Orlando Gibbons

30/8/2007 -Kategori: Ingiliz Besteciler

 1583-1625 yılları arasında yasamış İngiliz besteci, dahası ayni donemde yasamış bir çok müzisyene eğitmenlik yapmış, yapamadığını bir İdil olarak etkilemiş, İngiliz besteciler arasında özel bir yeri olan şahsiyet. Oxford'da doğmuş, kısa bir müzik eğitiminin hemen ardından Royal Chapel'de organist olarak çalışmaya başlamış, Prens Charles'in kendisinden çok etkilenmesiyle birlikte saraya terfi etmiş bir yandan kilisedeki görevine devam ederken, diğer yandan part-time olarak sarayda prens Charles’ın ve ailesinin gönlünü eylemiş, özel toplantılarda piyano çalmıştır.


Orlando Gibbons İngiliz klasik müziğini daha önce çıkamadığı bir noktaya çıkarmıştır. Bunu yalnızca yaptığı bestelerle ve o mükemmel parmaklarından çıkan nota icralarıyla değil ayni zamanda Alfonso Ferrabosco ii, John Coprario ve Thomas Lupo gibi bestecilere yol göstererek de başarmıştır.


Gibbons'un bir diğer etkin olduğu alan da kutsal koral müziktir (ilahi korosu). Britanya’nın ilk ve en önemli koral kompozitörlerinden biri sayılır. "second service" adlı bestesi Hıristiyanlıkla alakası olmayan birini dine döndürebilecek mistizme ve müzikal düzenlemeye sahiptir. koral eserlerinden başka, solo vokal mardigalleri, organ ve violin consortları vardır. "Cries Of London" Gibbons'un en önemli consort'udur.

 

İngiliz müziğinde William Byrd döneminden Henry Purcell egemenliğine geçiş sürecinin en önemli yapıtaşlarından. Pek çok Madrigalin ve Consortun yanı sıra 15’i polifonik olmak üzere 40’ın üzerinde anthem bestelemiş olan Gibbons Cantenbury Katedrali’nde gömülü mühim İngiliz şahsiyetlerdendir.

Kalıcı Bağlantı

Leonard Bernstein

30/8/2007 -Kategori: Amerikali Besteciler


Harvard'dan 1939'da mezun olduktan sonra philadelphia'daki Curtis İnstitute of Music’de eğitimini sürdürmüştür. bu okulda İsabella Vengerova ile piyano, Fritz Reiner ile orkestra şefliği, Randall Thompson'la da orkestrasyon çalışmıştır. 1940 yılında, Boston senfoni orkestrasının o zaman yeni kurulmuş olan Tanglewood yaz enstitüsünde, orkestranın efsanevi şefi Serge Koussevitsky’in asistanı olarak da görev yapmıştır.

Bernstein, ilk kadrolu orkestra şefliği görevine New York Filarmoni Orkestrası’nda yardımcı orkestra şefi olarak 1943 yılında başlamıştır. 14 kasım 1943 günü, ünlü şef Bruno Walter (Gustav Mahler'in yakın dostu) hastalığı nedeniyle radyodan canlı yayınlanacak Carnegia Hall konserini yönetemeyeceği anlaşılınca, birkaç saat içinde görevi devralan Bernstein çok başarılı olmuş ve klasik müzik çevrelerinde ilk defa üne kavuşmuştur. 1951 yılında Şilili aktris ve piyanist Felicia Montealegre ile evlenmiştir. bu evlilikten üç çocuğu dünyaya gelmiştir.

1958-1969 yılları arasında New York Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörlüğünü yapan Bernstein, pek çok müzikseverin gözünde bu orkestrayla özdeşleşmiştir. Yaptığı 400'den fazla müzik kaydının yarısından fazlası bu orkestra ile yapılmıştır. 60'lı yıllarda yaptığı Mahler senfonileri kayıtlarıyla bu bestecinin hakkettiği ilgiyi bulmasında büyük rol oynamıştır. Aynı zamanda yakın bir arkadaşı olan amerikan besteci Aaron Copland’ın eserlerini de sıkça yönetmiş olan Bernstein, 1953 yılında Milano'daki Teatro Alla Scala*'da başrolde Maria Callas'ın oynadığı Cherubini'nin "Medea" operasını yöneterek bu tiyatroda opera yöneten ilk amerikan orkestra şefi olmuştur.

"West Side Story"'nin müziğini 1957'de besteleyen Bernstein, daha önce de Wonderful Town(1953) ve Candide (1956) adlı Broadway müzikallerini bestelemiştir. klasik müzik repertuarına ise üç senfoni (Jeremiah (1943), Age of Anxiety ve Kaddish (1963), Chicester Psalms (koro ve orkestra için, 1965) ve Mass (1971) gibi değerli eserler kazandırmıştır.

23 ve 25 aralık 1989 tarihlerinde Berlin Duvarı’nın her iki tarafında verdiği ve Beethoven'in 9.senfonisinin çalındığı "Berlin özgürlük konserleri" ile dikkatleri üzerinde toplayan Bernstein, son konserini 19 ağustos 1990'da, Tanglewood'daki Koussevitsky Memorial Concert'de Boston Senfoni Orkestrasıyla vermiş ve şu eserleri çaldırmıştır:Benjamin Britten: Three Sea Interludes, Lennie Bernstein: Arias & Barcarolles ve Beethoven'in 7.senfonisi.

Bernstain armoniydi, kompozisyondu gibi teorik bilgilere sahip olmakla akılda kalacak güzel melodiler yazabilmenin birbiriyle çok da ilişkili olmadığını söylemiş bir kitabında.   Bernstain, Mahler senfonilerinin hepsini yönetmiş olan besteci ve orkestra şefidir. Özellikle brassların tüm özelliklerini ortaya çıkaran yorumu ile Mahler’i ne kadar iyi anladığını kanıtlamıştır. Hepside takdire şayan yorumlardır.

Son olarak şunu da belirtelim; dindar ailesi ve biseksüel olması arasında kalıp, özelikle hayatının son dönemlerinde çok zorluk çeken bestecidir ayrıca Bernstein, 1990 yılında hayata gözlerini kapamıştır.

Kalıcı Bağlantı

Isaac Albeniz

30/8/2007 -Kategori: Ispanyol Besteciler

Romantik çağın ikinci yarısında yaşayan önemli bir İspanyol bestecisi ve piyano virtüözüdür. Granados'la birlikte, Pedrell 'in önderliğindeki İspanyol Ulusal Okulu'nun temelini atmış ve 19. yüzyılda lirik İtalyan müziğinin etkisi altında kalan İspanya'ya yepyeni bir ulusal stil kazandırmıştır. İspanyol halk dans ve ezgilerini yeni yöntemlerle birleştirerek yirminci yüzyıla hazırlamış ve evrenselleşmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

İspanya'nın Catalonia bölgesinde Barcelona yakınındaki Gerona'da doğan Albeniz müzikte en fazla dikkat çeken yeteneklerden biriydi. Beş yaşını doldurmadan ilk konserini vererek adını duyurmuş, 15 yaşında piyanist olarak Avrupa ve Amerika'nın müzik salonlarını hayranlarının alkışlarıyla inletmiştir. Çok küçük yaşta Marmontel'den de ders alan "harika çocuk" Albeniz, Paris'te Vincent d'Indy ve Paul  Dukas'nın öğrencisi olmadan önce Leipzig ve Brüksel'de çalışmış, İspanya kralının verdiği bursla Brüksel'de öğrenim görmüştür. Baş döndürücü yaratıcılık dönemine girmeden önce kırk yıl süren bir yorumculuk deneyimi geçirmiştir. Bu döneminde de piyano için küçük ve romantik besteler yapmıştır ama bunları kendisi önemsiz olarak görmüştür. 1893 yılında evlenerek Paris'e yerleşmiş ve bir süre sonra piyano konserlerini bırakarak kendini beste yapmaya adamıştır.

Weimar'da Listzt'in öğrencisi olan bestecinin ilk çalışmaları, özellikle piyano için besteleri, Schumann ve kişisel olarak da tanıştığı Listzt'ten etkilenmiş olmakla birlikte Londralı milyoner bankacı Francis Money - Coutts'un mali desteğinden kaynaklanmaktadırlar. Sonraki yaşantısının büyük bölümü Londra ve Paris'te geçen Albeniz'i hocası Pedrell tam olarak anlayamamış, bilgisinin sezgisel olduğunu düşünmüştür. Bu düşünce günümüze kadar gelmiş ve onun picturesque müziği ile bağdaşmıştır. Kişiliğini "İspanya Şarkıları", "İspanyol Dansları", "İspanyol rapsodisi" ile ortaya koyan Albeniz bugün kendi tekniğini yaratan dahi bir besteci olarak görülmektedir.

Librettoları Money-Coutts'a ait "Merlin" ve "Henry Clifford" operalarını ve bitmemiş "The King Arthur" üçlemesini Londra'da yazmıştır. Albeniz'in müziğe asıl katkısı bazı ilginç piyano parçaları ile ortaya çıkmış ve Juan Valera'nın romanına dayanan libretto'suna Money-Coutts'un aracılık ettiği "Pepita Jiménez" komik operası (lirik güldürü, 1896) ile "Catalonia" (1899) adlı senfonik yapıttan sonra artmıştır. Piyanist besteci olarak yorulmaksızın bestelemiş, ama Fransız modern sanatına yaklaşıncaya kadar da doruğa erişememiştir.

Kuşkusuz, Albeniz'i doruğa ulaştıran asıl başarısı, tipik İspanyol şenliklerini (fiesta) anımsatan 12 piyano parçasının oluşturduğu dört defterlik "İberia Süiti " (1906-1909) adlı evrensel nitelikteki başyapıttır. Bu yapıt, bunca yıllık konser kariyerinden sonra pek bestesi bulunmayışının onu düşürdüğü bunalımın ertesinde ortaya çıkmış ve yirminci yüzyıl piyano yapıtlarının en önde gelenlerinden biri sayılmıştır. Bu yapıtın bazı parçaları E.F.Arbós ve D.E.Inghelbrecht tarafından orkestraya uyarlanmıştır. Müziği bazen çok karmaşık olmasına rağmen, Fransız dostları Debussy , Chausson, Fauré ve Dukas sayesinde Albeniz'in armoni ve piyano yazısı mükemmelleşmiştir. " İberia Süiti"ndeki "Corpus Christi at Sevilla " gibi çalışmaları, ulusal öğeler taşıyan çağdaş bir dilin anlamlılığını gösterirler. " İberia"nın en parlak danslarından biri "Triana" dır. Bazıları bu eseri 3/4lük olmasına karşın bir "pasadoble" olarak görmek istemiştir. Ülkesinin zengin folklor birikimini " İberia" da ustaca kullanan besteci yepyeni bir ulusal stil elde etmiştir.

Endülüs parçalarının en başarılı piyano yapıtları arasında "Puerta de Tierra" adlı bolero, "Cantos de España" dan seguidilla temposundaki "Castilla", "Recuerdos", " Rumores de la Caleta" bulunmaktadır. İçinde "Asturias" ın "Leyanda" başlığı ile bulunduğu "İspanyol Süiti" yayıncısı tarafından "Prelüd" adlı koleksiyona dahil edilmiştir. Yine bu süitteki "Sevilla" dansı, çok sevildiği Endülüs başkentini temsil etmektedir.

"Mallorca", ilk kez İngiltere'de yayınlanan anımsatıcı bir barcarolle dür. "12 Karakteristik Parça"nın sonuncusu olan "Torre Bermeja" da yerel müziğin tipik bir örneğidir. "İberia" dan önceki bu eski parçalar büyüleyici niteliktedir ve bestecinin seçtiği yolu göstermektedir.

Albeniz en iyi vurgularını Endülüs'ü düşünürken yapmış, "Navarra" yı tamamlayamadan da yaşama veda etmiştir. Yapıtlarının birçoğunun orkestrasyonu E.F.Arbòs tarafından yapılmıştır. 

Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Klasik Müzik Blogu

Klasik Müzik ve Ünlü Besteciler

Son Yazılar