Franz Liszt

(23 Ekim 1811’de Raiding’de doğmuş, 31 Temmuz 1886’da Bayreuth’da ölmüştür).

 

Burgenland eyaletinde doğmuştu. Fakat, Macar değildi. Alman asıllı olduğu halde, Bach’a Alman, Purcell’e İngiliz, Rameau’ya Fransız dediğimiz manada Alman da değildir. ona Avrupalı dersek doğru olur. Paris, Weimar, Roma, Budapeşte veya Bayreuth olsun yaşadığı her yer onun vatanıydı. Bu yüksek ruhlu müzisyende, fazilet ve insanlık, hiçbir menfaat düşüncesi tanımayan büyük bir sanatkarlık anlayışı ile birleşiyordu. Asrının dünyasını onun gibi temsil eden başka bir kimse yoktu. Yetiştiği salonların ihtişamını umumi konser salonlarına götürdü. Virtüozluğun en parlak olduğu bir devirde, yaratıcı sanatkarın yanında icracıya da aynı mevkii sağlıyan ilk büyük piyanist Liszt’tir. Elbette onun ruhunda, beşeri büyüklüğünü teşkil eden, vakar ve tevazu gibi faziletlerin karşılığı olan VİRTUS yaşıyordu.

Küçüklüğünde Beethoven’i görmüş olan Wagner’in yakın dostu, henüz tanınmayan genç sanatkarlara yol açan Liszt, müziğin her alanında geniş görüşe sahip şahsiyetiyle asrın rehberi vasfını taşıyordu. Müzikteki partiler ve bunların kavgalarına dair dosya çoktan kapanmıştır. Lsizt’in başkanlık ettiği YENİLİK PARTİSİ uğrundaki mücadele unutulup tarihe karışmıştır. Hatırda kalan tek şey, Liszt’in başarılı teşkilatçılığı, en müspet manada siyasi bir başarı denilebilecek sosyal yardım alanındaki çalışmalarıdır. Onun sayesinde, sanatkarın toplumdaki yeri ve değeri sağlanmış, kuvvetlenmiştir. Mozart ve Beethoven’ın, sanatkarın insanlık şerefine dair arzularını Liszt tam bir cihanşümül görüşünün ilham ettiği en büyük fikirlerden biri de, sanat alanında çalışan insanın haklı talebi olan ekonomik durumunun teminat altına alınması ile, eserini yaşatma mükellefiyetinin birbirine bağlı bulunması gerektiğidir. Dahası var. Liszt tarafından kurulan ALMAN GENEL MÜZİK DERNEĞİ’nin programında sosyal esasların yanında ahlak kuralı olarak yeni müziğe yardım ödevi de ön plana atılmıştır. Elbette YENİ MÜZİK olarak, Liszt ve taraftarlarının terakkiperver fikirlerine göre yazılan eserler kastedilmekteydi.

Liszt büyük piyanistin ta kendisiydi. Onun elleri kuyruklu konser piyanosundan bugünkü imkanları çıkardı. Biz bugün bunu ancak sezebiliyor, veya çağdaşlarının sözlerinden anlayabiliyoruz. Bize kalanlar, aynı ruhtan doğan eserlerdir. Bu, yaşadığı devrin ve yakın muhitinin ruhudur. Tasvir hevesiyle dolu GENRE tablolarına benzeyen parçalarında, müzikal taklitlerinde ve salon tezyinatını andıran lirik melodilerinde bu ruh belirmektedir. Bizler bu tesirlerin bazılarından belki uzaklaşmışızdır; buna rağmen hayretimizi mucip olan bazı özellikler vardır ki, tınlama oyunları ve seslerin kaynaşması ile müzikal renkleri ve renklerin bölünmesi empresyonizmi andırmaktadır.

Piyanonun sahasını orkestra tesirlerine kadar yükselten bu renk hassasiyetinin orkestra eserlerinde de belirmesi tabiidir. Bunu Liszt’in senfonik şiirleri göstermektedir. Devrin edebiyat ve resim alanındaki cereyanlarına yakın olarak tarihi sahneleri ele alan bu tasvirlerde, Fransız romantik sanatkarı Berlioz’un, Beethoven’in senfoni fikrini değiştirerek çıkardığıtasviri program müziği fikri ŞİİR TARZINDA YAZILAN senfoniye yükseltilmişti. Bugün bazı münakaşa ve tenkidlere maruz kalan be eserler yazılmamış olsaydı dahi, müziğin ve müzisyenin sosyal durumu uğrundaki faaliyetleri, onun büyük virtüozluğu, öğretmenliği ve insanlığı da adının müzik tarihine geçmesi için kafi gelirdi. Durup dinlenmeyen bir yolcu ve sanatının yorulmaz bir elçisi olan Liszt ender görülen bir tarzda asrının adamıydı. Teşvik edici fikir ve hareketleriyle müziğe sanıldığından daha çok hizmetlerde bulunmuştur.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !