PROKOFIEV
5/8/2007 -Kategori: Rus Bestecileri
Sontsovka'da 23 Nisan 1891'de dünyaya gelen Sergei Prokofiev piyanist ve besteci olarak yetenekli olduğunu erken yaşta kanıtladı, henüz 11 yaşındayken büyük müzisyen Glier'den dersler almaya başladı. 1904 yılında Rimsky-Korsakov, Lyadov ve Tcherepnin gibi isimlerden eğitim alacağı St. Petersburg Konservatuarı'na girdi. Değerli desteklerini esirgemeyen Tcherepnin ve Myaskovsky onda Skryabin, Debussy ve Strauss'a karşı olan ilgiyi görüp genç öğrenciyi cesaretlendirdiler. İlk eserini 1908'de piyanist olarak verdi; berbat, akılsız ve fazla çağdaş bir öğrenci olarak tanınmaktan hoşnuttu ve bu haliyle heyecan yarattı.
İlk piyano parçalarındaki taşkınlığı ve ardından gelen abartılı "Romantik Piyano Konçertosu" çalışması ile ilgi topladı. Daha sonra 1914'te konservatuarı bırakıp Stravinsky'nin eserleriyle tanışacağı, Dyagilev'den işler alacağı Londra'ya seyahat etti, nasıl olduysa eseri reddedildi. İkinci bir deneme, "Chout" ise uzun süre sonra, 1921'de sahnelenebildi.
Bu sırada yetenekleri çok çeşitli yönlerde büyük gelişme kaydetmişti. 1917'de Dostoyevski'nin "Kumarbaz"ı üzerine yazdığı operayı bitirdi. "Üç Portakala Aşk" (The Love for Three Oranges) operası 1919'da yazılıp iki yıl sonra sunuldu. Adı geçen eserlerin Prokofiev'in tarz olarak 18. yüzyılı anımsatan deyim yerindeyse utangaç "Klasik" Senfonisi ile çok yakından ilgisi yok. Yine bu eser onun aynı dönemde, aynı anahtarla yazılmış lirik Keman Konçertosu'ndan da epey uzak... Daha maceraperest "Düşler" (Visions) esinlenmelerinin yanısıra 1915'ten 1919'a kadar olan sürede yazılan, temeli eski defterlere dayanan piyano sonatları da vardı. Bu zengin dönemin sonuna yaklaşırken, 1918'de ABD'ye gitti; sonra 1920'den itibaren Fransa'ya yerleşti. İyi ve kötünün güçlü, simgeci bir fablı olan "Kızgın Melek" (The Fiery Angel) operası üzerinde çalıştığı sıralarda üretkenliği azaldı. Bu eser ancak ölümünden sonra tam olarak sergilenebildi, 3 numaralı senfonisinde "Kızgın Melek"in müziklerinden faydalandı. Bunun ardından 2 numaralı senfonisinde ve balesi "Le Pas D'acier"de sert, ağır, mekanik öğelerin kullanımı doruğa ulaştı, her ne kadar sonraki balesi "L'enfant Prodigue" daha nazik olsa da... Müziğinde hem barbar hem de lirik yapıya raslanabiliyordu, ancak bunlar Sovyetler Birliği ile yeniden uzlaşma sağlayacağı 1930'larda kaynaşabilecekti.
Tekrar biraraya gelmeleri iki taraf için de ilk başta deneme amaçlıydı. Bolşoy'da gösterilmek üzere yazılan "Romeo ve Jülyet"in galası Brno'da 1938'de yapıldı, ancak ondan sonra Sovyet repertuvarının vazgeçilmezi oldu. Eserdeki saldırgan ve romantik aşk konuları, tıpkı Eisenstein'ın kendisine ertesi sene Lenin nişanı kazandıran 1938 tarihli filmi "Alexandr Nevskij" için yaptığı müziklerde olduğu gibi Prokofiev'in muhalif isteklerinin bir yansıması oldu. Bu arada Prokofiev'in Batılaşma isteği giderek azaldı ve 1936'da ilgisinin öncelikle yalın müzik türlerine kayacağı Moskova'ya yerleşti. Hafif müzikler, vatansever kantatlar ve çocuk oyunları için eserler (Peter ve Kurt, 1936) yazdı. Toplumsal gerçekçilik hareketinin en güçlü dönemlerinde memleketine dönmüştü, daha hırslı bir eser olan operası "Semyon Kotko" beğeni toplamadı.
Savaşın patlak vermesiyle beklenen vatanseverlik duygularına tercüman olabilme güdüsünü kendisinde buldu: dolaylı yoldan bu hisleri besleyen üç piyano sonatı (6-7-8 numaralı eserler) ile daha açık olarak vatanseverlik aşılayan, Tolstoy'un "Savaş ve Barış"ından sahneler kurgulayarak yazdığı 5 numaralı senfoni. Bu senfoni de Prokofiev'e müzikal dehasının iki aşırı ucunu ifade etmesi fırsatını sunuyordu. "Sindirella" balesinde de görev aldı. 1946'da emekli olarak taşrada inzivaya çekilmeyi seçti, yine de bestelemeyi bırakamadı, bu onun hayatıydı. Son yıllarındaki işler üretkenliğinin yavaş yavaş sona erdiğinin bir işareti olarak kabul edildi. 5 Mart 1953'te Moskova'da hayata gözlerini yumdu.
Ölümü, Stalin'in aynı günkü ölümünden daha az ilgi uyandırmamıştı...
Kalıcı Bağlantı
SHOSTAKOVICH
5/8/2007 -Kategori: Rus Bestecileri
Şostakoviç 25 Eylül 1906'da Petersburg'da dünyaya geldi. 13 yaşında başlayıp 6 yıl devam ettiği Petrograd Konservatuvarı'ında Shteynberg'den dersler almadan önce profesyonel bir piyanist olan annesi ile çalışan Şostakoviç'in bitirme ödevi olan 1 numaralı senfonisi ona uluslararası bir ilginin yönelmesini sağladı. Yaratıcı gelişimi ise daha çok memleketindeki olaylara göre şekillendi.
Çağdaşı pek çok Rus bestecide görüldüğü gibi devrimci toplumculuğa bir ses katabilmek için zamanındaki müzikal devrimleri biraraya getirmeyi çalıştı, bunun en çarpıcı örneği koro ile biten sonraki iki senfonisi oldu; 2 numaralı "Ekim'e" ve 3 numaralı "1 Mayıs". Aynı zamanda hicvi operası "Burun"a grotesk ve mekanik hareketler getirmek amacıyla (daha çok Prokofiev ve Krenek olmak üzere) çağdaş Batı müziğinden de yararlandı. "Altın Çağı" ve "Sürgü" (The Bolt) ile bale ve "Yeni Babil" ile sinema alanlarında benzer şekilde güçlü istihzalar (ironiler), alaylar ortaya koydu. Bu cesur ve zeki hareketler "Bayan Macbeth" ile doruğa ulaştı. Yoğun duygusallık ve iğneleyici parodilerin dahice biraraya getirildiği bu eser Rusya, Batı Avrupa ve ABD'de büyük yankı uyandırdı.
30 Yaşında 2 Opera, 3 Bale...
"Bayan Macbeth" ile Şostakoviç gerçek anlamda bir drama bestecisi olarak kabul gördü. 1936 yılında, henüz 30 yaşındayken iki opera ve üç uzun balesinin yanısıra tiyatro oyunları ve sinema için yazdığı sayısız eserle tanınıyordu. Yine de Pravda'da aynı yıl "Bayan Macbeth"e acımasızca tepki gösterildi, bu can sıkıcı gelişmelerin ardından şüphesiz eserin yoğunluğunun ve karmaşıklığının daha da fazla eleştiriyi tetiklemesinden çekindiğinden yazıp bitirmiş olduğu 4 numaralı senfonisini bir tarafa bırakarak sahnelenmesini uzun süre, 1961'e kadar erteletti. Bunu yerine bir başka senfoni, 5 numaralı senfoniyi bestelemeye girişti - yine de bu eserinin son kısmında da kahramanlık tarzına göndermeler yapmaktan geri durmadı. Çalışması ülkesinde ve uluslararası camiada övgüyle karşılandı, belki de bu eserin gördüğü ilgiden sonradır ki sahnelerden konser salonlarına geri döndü. Artık "Bayan Macbeth"in komedi sürümü ve gözden geçirilmiş hali dışında opera ve bale yapmayacaktı. Böylece sahnelerin yerine kendini savaş yıllarındaki kahramanlık konulu, öğüt verici kantatların yanısıra senfonilere, konçertolara, dörtlülere ve şarkılara adadı.
Sonraki dört senfoniden yazmaya kuşatılmış Leningrad'da başladığı 7 numaralı, coşku dolu bir zafer hikayesi anlatırken diğerleri daha çok çeşitli üstü kapalı alaylarla iyimserlik ve şüpheciliğin çekişmesini anımsatıyordu. Şostakoviç'in SSCB'de toplumcu gerçekçilik zamanındaki bir halk sanatçısı olduğunu göz önüne aldığımızda bunu açıklamak kolaylaşır. Şunu da belirtmek doğru olacaktır; müziğindeki bölünmeler ve istihzalar temelini sanatçının ilk işlerinden alır ve anahtar duygusunun ciddi anlamda zayıfladığı ahenginin doğasında olduğu söylenebilir. Böyleyken bile Sovyet resmi müziğindeki durumu kesinlikle zorluydu. 1948'de yaptıkları ve kişiliği yeniden uygunsuz bulunup kınandı, beş yıl boyunca yurtsever kantatlar ve kişisel müzik (dörtlüler ve olağanüstü piyano işlerini oluşturan peşrevler) dışında çok az beste çalışması yaptı.
1953'te Stalin'in ölümüyle daha az sert bir estetik duygusunun gelişmesini beraberinde getirdi. Şostakoviç bir zafer edası içinde 10 numaralı ile senfoniye geri döndü. 11 ve 12 numaralılar devrim tarihinin en önemli yıllarındaki (1905 ve 1917) sunumlardan oldu. Ardından gelen ve anti-semitizme saldıran sözleri barındıran 13 numaralı ise herkesçe Shostakovich'in en değerli eseri olarak kabul edilir. Bazı diğer oda parçaları ve şarkıları ile birlikte son iki senfoni ve son dört dörtlü yavaşlığın, ciddiyetin ağırlığının hissedildiği son dönem çalışmalarındandır. Ölümün çarpıcı görüntülerinin verildiği bu döneme ait 14 numaralı senfoni de ölümlülüğü konu alırken Rossini ve Wagner'den bariz alıntılara yer verilen 15 numaralı senfoni biraz daha esrarengiz kalır.
Büyük müzisyen 9 Ağustos 1975'te Moskova'da yaşama veda eder.
Kalıcı Bağlantı
RACHMANINOFF
5/8/2007 -Kategori: Rus Bestecileri
Sergey Vassilievich Rachmaninoff 1 Nisan 1873'te Rusya'nın antik şehri Novgorod'un yakınlarındaki Semyonovo'da dünyaya geldi. Orduda memur olarak çalışan babası Vassily, sorumluluktan kaçan, plansız yaşayan biriydi. Eşi Lubov'un büyük mirasını bu anlamsız hayatında içki ve kumara yatırmıştı. Lubov'u Sergey henüz 9 yaşındayken terketmiş, kız kardeş Sofia kısa süre sonra yaşamını yitirmişti.
Aile, maddi sıkıntılar nedeniyle Semyonovo'dan ayrılmaya zorlandı ve hayat onlar için St. Petersburg'da yeniden başladı. Sergey, konservatuara burada katılacak ve piyano derslerine devam edecekti.
Zvereff'ten Disiplin Dersleri...
Sergey problemli bir çocuktu ancak piyanodaki yetenekleri gerçekten inanılmazdı. Bunun farkında olan genç adam, okuluna önem vermedi ve 1885'te bütün sınavlarından kaldıktan sonra Moskova'ya, Rusya'nın önde gelen müzik öğretmeni Nikolai Zvereff'in yanına gönderildi. Moskova Konservatuarı'nda görev yapan Zvereff, Sergey'e disiplini öğretecekti.
Dört yıl birlikte çalışmalarının ardından Sergey'in hayata bakışı değişti. Ancak Sergey ile Zvereff, ani bir kararla yollarını ayırdılar. Beste yapmak için özel bir oda isteyen genç adama öğretmeni sert çıkmış, o da bunun üzerine kuzeni Alexander Ziloti ile çalışmak üzere oradan ayrılmıştı.
Konservatuardan Şeref Payesi!
1892'de Sergey konservatuardan şeref payesiyle mezun oldu. Usta Tchaikovsky de kendisini, tez projesi olan Aleko Operası'ndaki başarısı dolayısıyla ödüllendirdi. Besteci, kompozisyon konusunda Taneyev ve Arensky'den de dersler aldı. Yıllar geçtikçe Sergey'in çalışmaları giderek ünlenmeye ve her geçen gün daha büyük övgüler almaya başladı. ünlü C-Sharp Minor Prelude eserini bu dönemde besteledi. Bu büyük ilerleme 1897 yılına kadar sürdü... Glazunov'un yönetimindeki ilk senfonisinin sunumunda müthiş bir başarısızlıkla karşılaştı.
Bu olayın ardından psikolojik durumu şiddetle kötüye gitmeye başlayan bu müthiş genç yetenek kendine olan güvenini tamamen yitirmişti. Gelecek üç yıl içerisinde hiç beste yapamadı. Doktor Nikolai Dahl'ın hipnoz terapilerine gidiyor, yaratıcı yeteneklerini yeniden kazanmak için kendiyle mücadele ediyordu.
Kuzeni Natalya Satina İle Evleniyor...
1900 yılında ikinci piyano konçertosu üzerinde çalışmaya başladı. Bir yıl sonra da dini ve geleneksel engellere rağmen ilk kuzeni Natalya Satina ile evlendi. (1903'te dünyaya gelen kızları Irina, yıllar sonra Prens Pyotr Volknosky ile evlenecektir.)
Moskova ve Londra'dan sonra 1904-1906 tarihleri arasında Bol'shoy'da da orkestra şefliği yaptı. Yaşamının bu noktasında, özellikle 2. Piyano Konçertosu'nda hissedileceği üzere, sanatsal değerleri müthiş bir yoğunlukla bünyesinde hissetmeye başladı. Orkestrasyonun yapısal inceliklerini, baskın olan hüznü, melankoliyi, nostaljiyi, Tchaikovsky ve diğer öğretmenlerinden miras kalan Rus Romantizm akımına olan bağlılığını bu dönemde yoğurdu.
1909'da Sergey, 3. Piyano konçertosunu sergileyeceği bir konser turu için Amerika'ya gitti. Bu ilk ziyaretinde inanılmaz bir ilgiyle karşılandı. Ivanovka'da iyi bir yaşamı olsa da daha sonraki dönemde sıklıkla Amerika'ya gidip gelmeyi sürdürdü. 1917'deki Ekim Devrimi'nin ardından Rachmaninoff, Stockholm'e gitti. Ancak Amerika'ya olan düşkünlüğü, bu maceranın kısa sürmesine neden oldu ve 1918'de New York'a taşındı. Riverside Drive bölgesinde bir ev tutan besteci, 1921'de Ivanovka'nın atmosferini yansıtması için evini çok özel bir biçimde dekore ettirdi.
Bir dönem Paris'te de bulunan ve burada bir yayıncı şirket kuran Rachmaninoff, 1926'ya kadar yaratıcılığını sessizliğe bürüdü. 26'da 4. Piyano Konçertosu'nu yazdı. Geçen 15 yılda imza attığı işler bir elin parmaklarını geçmedi. Yine de söz konusu dönemde piyanist olarak yaptığı önemli çalışmalarla gündemde kaldı. Atlantik'in iki tarafında da konserler verdi, ancak Rusya'ya asla dönmeyi düşünmüyordu.
Sessiz Yıllar...
1918'den önce 135 kompozisyona imza atan Rachmaninoff, sonrasında ise yalnız 9-10 iş çıkarabildi. Müziği karakteristik olarak Rus tarzını yansıtan besteci, yeni kurulan komünist rejimin sözlü bir muhalifi oldu. Hatta bir dönem konuyla ilgili eleştri yazılarını New York Times gazetesinde okurlarla paylaştı.
Sergey Rachmaninoff, 28 Mart 1943'te, Amerikan vatandaşlığı kabul edildikten birkaç hafta sonra ve 70. yaşgününden 5 gün önce Beverly Hills'te yaşama veda etti.
Tüm zamanların en büyük besteci ve piyanistlerinden Sergey Rachmaninoff, yaratıcı dehasını irdelediği bir sözünde; "Hiçbir zaman hayata gerçek geliş sebebimi bulamadım. Besteci mi, piyanist mi, orkestra şefi mi olmalıydım... Bilmiyorum. Açıkcası bu kuşku beni birçok farklı alanda mücadele etmeye itti. Belki de yapabileceğim en iyi işi yapamayışım bu yüzdendir..." demiştir.
Kalıcı Bağlantı
STRAVINSKY
28/7/2007 -Kategori: Rus Bestecileri
"Hayatım boyunca müzikte tek bir ölçü çizgisini bile anlamadım, ama hissettim." diyen Igor Fedorovich Stravinsky 20. yüzyılın en büyük bestecilerinden biriydi. Henüz hayattayken efsaneleşmiş bir kişiydi. Bir zamanlar devrim niteliği taşıyan çalışmaları çağdaş klasiklerden oldu, besteci ve diğer sanatkârlardan üç nesli etkisi altında bırakmayı başardı. Picasso ve T. S. Eliot gibi devlerin arkadaşlarıydı. İmparatorluk Operası'ndaki bas sesli şarkıcının oğlu olarak Stravinsky, Rusya'da, St. Petersburg (Leningrad) yakınlarında dünyaya geldi, müzikle içli dışlı bir ortamda büyüdü. Nikolai Rimsky-Korsakov ile çalıştı. Hukuk eğitimi sırasında Rimsky-Korsakov ile beste çalışmalarına başlayıncaya dek müziği meslek olarak kabul etme eğiliminde değildi.
"Firebird" ve "Petrushka"...
İlk önemli fırsatını 1909'da Sergei Diaghilev'e müziğini dinletince yakaladı. Diaghilev büyük dansçıları, bale yönetmenlerini, bestecileri ve ressamları bünyesinde barındıran Rus Balesi'nin yönetmeniydi. Diaghilev Stravinsky'den önce Chopin'den bazı piyano parçalarını bale olarak orkestralaştırmasını istedi, ardından 1910'da özgün bir bale istedi. Çok başarılı olan "Firebird" böyle ortaya çıktı. Bir yıl sonra 1911'de, Stravinsky'nin ikinci balesi "Petrushka" sunulduğunda, Stravinsky'ye artık çağdaş bir usta gözüyle bakılıyordu. Stravinsky müzik dünyasına "Ballets Russes de Serge Diaghilev" için yaptığı 1910 tarihli "Firebird", 1911 tarihli "Petrushka" ve 1913'te yazdığı "The Rite of Spring" ile hızlı bir giriş yapmış oldu. Son adı geçen çalışma ilk sunumunda ünlü bir skandala yol açtı. Paris'teki galasında dinleyiciler arasında bir hengâme meydana geldi, katılımcılar putperestliği andıran ilkelliğe, sert uyumsuzluklara, vurmalıların aşırılığına, ağır darbeli ritimlere hem şaşırmış hem de kızmışlardı, yine de bu da bir ustalık eseri olarak kabul gördü ve dünyanın dört bir yanından bestecileri etkiledi. Günümüze dek 20. yüzyılın en tanınmış ve etkileyici eserlerinden biri olarak anılageldi.
Beyaz Saray'da
1. Dünya Savaşı boyunca Stravinsky İsviçre'de ikamet etti, kısa süre sonra, ateşkesin ardından Fransa'ya yerleşti. Diaghilev ile olan yaratıcı birlikteliği 1929'a kadar sürdü, bu sırada Pablo Picasso ve Leonid Massine (Pulcinella, 1920), Jean Cocteau (Oedipus Rex, 1927) ve George Balanchine (Apollon Musagete, 1928) ile de kayda değer çalışmalara imza attı. 1939'da 2. Dünya Savaşı'nı tetikleyecek gelişmelerin hemen öncesinde Birleşik Devletler'e taşındı. 80. doğumgününde ABD Başkanı John F. Kennedy, onun şerefine Beyaz Saray'da bir yemek verdi. 1920'lerde, 30'larda uluslararası bir şöhret kazanmıştı, Amerika'da ve Avrupa'da sürekli turnelere çıkıyordu. Rus halk ezgilerinden de esinlenerek oluturduğu besteler daha nesnel bir görünüm kazanmış, daha olgunlaşmıştı. Yardımcısı Robert Craft onu Schoenberg, Berg ve Webern'in işleriyle tanıştırdı. 1950'lerde Stravinsky Schoenberg'in on iki tonlu dizgesini kendince yorumlayarak ardından gelen bestecileri bir kez daha şaşkınlığa uğrattı.
Düzen, Disiplin ve Verim
Schoenberg ve Bartok'un aksine Stravinsky işinde önemli bir kazanç elde etti. Düzeni ve disiplini seven bir yapısı vardı. "Her gün düzenli olarak, mesaideymiş gibi" beste yaptığını söylerdi. 70'li ve 80'li yaşlarında hala konserler veriyor, zengin ve dolu son ustalık işlerini sergiliyordu.
Firebird'deki parıldayan orkestra etkileri, Petrushka'daki alışılmamış iki tonlu akorlar (C majör ile F majörün eşzamanlı kaynaştırılması) ve iki baledeki düzensiz ritimler "The Rite of Spring"in sert, çok tonlu uyumsuz sesleri ve saldırgan vurmalı ritim teknikleri için gerekli altyapıyı sağlamış oluyordu. Bu eserlerdeki halk ezgilerini anımsatan mükerrer ve uyumlu desenlerin, karışık ölçülerin, çok ritimliliğin ve yineleyen öbeklerin kullanımı tipiktir, yine bu tekniklerin çoğu Stravinsky tarzının ayırededici özellikleridir. Uygulamadaki ihtiyaç üzerine Stravinsky, Töre'deki muazzam sunum kaynaklarını parçalara ayırarak "L'Histoire du Soldat" (1918) gibi popüler parçalarda kullandı. "Ragtime"da (1918) ve "Ebony Concerto"da (1945) ise caz esinlenmeleri hissediliyordu.
Saflık ve denge için estetik tutkular ile birlikte özellikle barok ve klasik döneme ait müziklere karşı yeniden canlanan bir ilgi, aralarında "Octet for Wind Instruments" (1923), "Concerto for Piano and Winds" (1924), "Piano Sonata" (1924) ve "Dumbarton Oaks Concerto"nun da (1938) olduğu çok sayıda yeni-klasik çalışmanın bestelenmesini beraberinde getirdi.
Derin dini hisler "Symphony of Psalms" (1930) ve "Mass" (1948) gibi eserlerin oluşumunda etkili oldu. Stravinsky bale bestelemeyi sürdürdü ve Balanchine ile "Jeu de Cartes" (1936), "Orpheus" (1947) ve "Agon" (1957) gibi eserlerde birlikte çalıştı. 1951 yılı imzalı olan tek uzun operası "The Rake's Progress"in sözleri W. H. Auden ve Chester Kallman tarafından yazılmıştı. Bu eser Wolfgang Amadeus Mozart ve İtalyan operasından alınan öğelerin ihtimamla, itinayla işlenmesiyle müzik camiasını şaşkınlığa uğrattı. Benze şekilde 1920'deki Pulcinella da Giovanni Battista Pergolesi'nin müziğinin (1710-1736) izlerini taşıyordu. Stravinsky'nin 1950'lerin ortalarındaki işlerinde göze çarpan Anton von Webern-vari dizicilik ise daha da çok tartışma yaratan bir hareket oldu. Bunun ilk örnekleri arasında 1955 tarihli "Canticum Sacrum ad Honorem Sancti Marci Nominis" sayılabilir. 1958'de "Threni", Stravinsky'nin ilk bütünüyle dizili çalışması geldi. Bu ve "Movements for Piano and Orchestra" (1959), öldürülen ABD Başkanı için yazdığı ağıt "Elegy for J. F. K." (1964), "Requiem Canticles" (1966) gibi ardından gelen bestelerdeki dizi tekniği kullanımı sağlam yapılı, özlü işleri beraberinde getirdi.
Değişime Açık, Özgür ve Özgün!
Tarzında zaman zaman meydana gelen köklü değişikliklere rağmen Stravinsky müziği hep Stravinsky müziği olarak kaldı. Değişime açık ve onu sindirebilen müzik anlayışı son derece kendine hastı. Sözgelimi tonlar her zaman netti, berraktı; ritm güçlüydü. Ostinato denen ritmik, melodik, tekrar eden kalıplar eserlerinde çeşitli bölümleri birbirine bağlama ödevini görüyordu. Değişken ve düzensiz ölçüleri, hatta bazen pek çoğunu bir arada kullanmayı seviyordu. Farklı konuları biraraya getirirken yumuşak geçişler yapmaktan ziyade bütünlüğü bozmamayı başaracak şekilde ani ve saldırgan davranıyordu. Çok geniş bir yelpazeden yararlandı çalışırken; Rus halk müziklerine, Barok melodilere de eserlerinde yer verdi, Rönesans ezgilerini de kullandı, tango süslemelerini de... Kimi zaman varolan müziği değiştirip biçimlendirerek yeni eserler ortaya koysa da çoğu kez yarattıkları tamamen kendisine aitti.
Stravinsky'nin kestirilemez bireyselliği ve özgünlüğü bir beste öğretisinin oluşumuna meydan vermedi. Kendisinin yolundan gidebilecek insanların izleyebileceği belli bir öğreti oluşamadı. Sadece Stravinsky, Stravinsky gibi olabilirdi. Yine de müziğinin etkileri geniş yankı buldu, Sergei Prokofiev ve Dmitry Shostakovich'ten Darius Milhaud, Aaron Copland ve daha bir çoklarına, pek çok müzisyenin sanatsal gelişimine katkı sağladı.
Kalıcı Bağlantı
TCHAIKOWSKY
24/7/2007 -Kategori: Rus Bestecileri
7 Mayıs 1840'ta Kamsko-Votkinsk'de doğan bu ünlü müzisyenin babası maden ocağında müfettişti. Beş yaşında piyano öğrenmeye, çok geçmeden de göz alıcı yeteneklerini sergilemeye başladı. Çocukluğu boyunca hep hassas ve kırılgan bir yapısı vardı.
İlk Büyük Acı...
Ailesiyle bir dönem ikamet ettikleri St. Petersburg'daki Hukuk Okulu'na yazıldığında on yaşındaydı. On dördündeyken annesi öldüğünde, ayrılıkları çok acı verici olmuştu, belki de kendisini besteler yapmaya iten hüzünlü bir olaydı bu. On dokuzunda, müzik uğraşılarının artmasına ve uzun süren Avrupa ziyaretlerine rağmen dört yıl boyunca bağlı kalacağı Adalet Bakanlığı'nda çalışmaya başladı. 1863'te konservatuara yazıldı, bir yandan da özel dersler alıyordu. Üç yıl sonra kazandığı armoni eğitmenliği yapacağı Moskova'daki yeni bir konservatuara geçti. Geçen zamana kadar yaptığı müziğin sadece küçük bir parçası tutucu müzik kurumları ve milliyetçi topluluklarca kabul görüyordu. Ama Birinci Senfoni'si 1868'de Moskova'da dinlendiğinde beğeni kazandı.
Balakirev'le Tanışma...
1869'da Moskova Bolşoy'da gösterilen ilk operası "Voyvoda" ise nispeten daha az başarılı oldu; Çaykovski bu operadan alıntıları daha sonra ikincisi "Oprichnik"te kullandı. Sert bir eleştirmen olan Balakirev, Romeo ve Juliet hakkında bir çalışma yapabileceğini söyledi, öyle ki bu eser, Balakirev'in isteklerini karşılayabilmek adına defalarca yeniden yazıldı. Her karaktere ayrı bir bölüm ayırdığı bu çalışmasında yapay geçişler kullanmaktansa kısımları bağımsız sıralaması bu eserin daha iyi sunulmasına katkı sağlamıştı. Operanın anlamlı, iyi tanımlanmış konuları ve dinç devinimleri alışılagelmiş Çaykovski dağarcığının ilk çalışmalarının birini meydana getirdi.
Senfoniler ve Kuğu Gölü
Çaykovski Ukrayna halk ezgilerini barındıran İkinci Senfoni'siyle alkış kazandığı sırada 1874'te St. Petersburg'da "The Oprichnik"in başarısı göze çarpıyordu. Ayrıca iki telli çalgılı dörtlü (kuartet) de bestelemişti. İlki, ünlü Andante'nin kaynağı idi. Sonraki operası "Vakula the Smith" ve Birinci Piyano Konçertosu'nun çoğunda besteciyi ateşleyen kahramanın ve lirik olanın karşıtlığı oldu, solist ve orkestra atışmalarla ortaya koymayı tercih etti bunu. İlk olarak Çaykovski'yi cesaretlendiren Moskova Konservatuarı başkanı Nikolay Rubinstein için hazırlansa da, o "çalınamaz" ve "arızalı beste" şeklinde tanımlayarak reddedince Boston'daki ilk icracısı Hans von Bülow'a adandı. Rubinstein daha sonraları caydı ve değişmez icracılarından oldu. 1875 özenle hazırlanan Üçüncü Senfoni ve Moskova Operasının eşliğinde Kuğu Gölü geldi. Ertesi sene Batıya bir yolculuğa çıktı. Eve döndüğünde ise ciddi bir bunalıma girmişti - eşcinsel olduğunu anlamıştı ve bunu kabullenemiyordu.
Nadezhda von Mech Olayı...
Ödüllü "Vakula" ilk kez o sonbaharda sahnelendi. Yılın sonunda müziğini takdir eden ve ona mali destek vermek isteyen zengin ve dul bir kadın, Nadezhda von Meck, kendisiyle irtibata geçti. On dört yıl boyunca yazıştılar, ama -ilginçtir- hiç karşılaşmadılar.
Ruhsal Çöküş ve İntihar Girişimi...
Çaykovski, evliliği cinsel sorunlarına muhtemel bir çözüm olarak görüyordu; müziğini çok beğenen genç bir kadına rastlayınca önce reddetse de ardından ani bir evlilik teklifinde bulundu. Felaketti! Neredeyse hemen ondan kaçtı... Bir sinir çökkünlüğü içinde intihara girişti, yurtdışına çıktı. Ama bu en iyi çalışmalarının ikisinin, Dördüncü Senfoni ve Eugene Onegin'in ortaya çıkacağı dönemdi. Senfoni bir 'kader' motifini içeriyor, bütünü düzenleyen bu motif Çaykovski'nin bireysel, tereddütlü, vals-vari ana konusunu ve bunların becerikli, alımlı bir şekilde birleştirilmesi ile de kendini gösteriyor. Lirik, intermezzo-vari ikinci bölümün ve pizzikato tellilerinin başrolü oynadığı üçüncü bölümün ardından gevşek, hüzünlü son halk ezgileri arasında vücut buluyor. Puşkin'in ardından gelen "Eugene Onegin", bir kızın, büyülendiği erkekçe reddedilen girişimlerini ve sonra erkeğin pişmanlığını anlatıyor, sanatçının durumuyla ilişkili gözüken bu durum eserlerinde dinleyiciye çok iyi veriliyor. Kadın kahraman Tatyana sıcak ama çekici bir şekilde asık yüzlü biri iken Onegin'in yüksekliği ustaca ifade ediliyor. Tüm bunlar olağanüstü balo sahnelerini de içeren kırsal Rus kurgusuna ters düşüyor. Özel ağlatılara (trajedi) alaycı bir arkaplan olarak karşımıza çıkıyor. Harika Keman Konçertosu da 1870'lerin sonunda geldi.
1878-84 arası yaratıcı bir dönemi işaret eder. Konservatuardan ayrıldı, bu dönemde cinselliği yüzünden çektikleri nedeniyle, güçlü duygusallıklar içeren müzikler yazamaz oldu. Bu duruma istisna teşkil eden Piyano Üçlüsü Rubinstein'in ölümü üzerine yazılmıştır. Zamanının bir kısmını yurtdışında geçirdi. Ama 1884'te Balakirev'in kışkırtmasıyla Byron'dan sonra Manfred senfonisini yazdı. Çokça gezmeye devam etti. Gittiği yerlerde gördüklerinden memnun kaldı. 1888'de bir süredir üzerinde çalıştığı (ana fikir her bölümde tekrar edilse de) kağıt üzerinde Dördüncü'ye benzer olan Beşinci Senfoni bitti. Sondaki isteri notaları Çaykovski'nin kendisi tarafından da farkedilmişti. Sonraki üç yıl iki balenin bestelendiği yıllar oldu. Kişilendirilmesi ile dikkat çeken Uyuyan Güzel ve süslü, şaşalı Fındıkkıran, ayrıca Rokoko müziğinin üstaca kullanıldığı Maça Kızı. Bu sonuncusu Katerina'nın Rusya'sında geçer. Yüksek duygusal gerilimin yaratıldığı bir çalışmadır. Tiyatro açısından kaliteli oluşu 1890'ların sonunda St. Petersburg'daki sunumunda elde ettiği başarıyı kesinleştirmişti. Ertesi sene Çaykovski ABD'ye gitti. Sonraki sene de Mahler'in Eugene Onegin'i Hamburg'da sahnelediğini duydu.
Karamsar Temalar ve Ölüm...
1893'e gelindiğinde Altıncı Senfonisi üzerine çalışıyordu. Kurgu şöyle olacaktı: ilk bölüm etkinlik ve tutkuyu, ikincisi aşkı, üçüncüsü hayal kırıklığını, ve son ölümü anlatacaktı. Alabildiğine karamsar bir çalışma oldu. Ortodoks'luğa ters bir anlatıydı. Kederli armonilerle örtülmüş, batan, alçalan melodik fikirlerle son adeta büyülüydü. 28 Ekim'deki sunumdan dokuz gün sonra 6 Kasım 1893'te St. Petersburg'da hayata gözlerini yumdu. Sıkla raslandığı üzere, ayrıca resmi olarak da neden kolera idi. Ama son zamanlarda yazılı bir belge olmaksızın, sözlü ifadelere dayanarak, mahkemede eski okulundaki cinsel davranışları nedeniyle duruşmalara katıldığı iddia edilen Çaykovski'nin (ikinci kez) intihara kalkışmış olabileceği de düşünülüyor.
Kalıcı Bağlantı